İlerlemenin Kısa Tarihi - İyi Çalışanlar Ülkesi
Kategori: Trend Kontrol

İlerlemenin Kısa Tarihi

Modern çağın başat noktalarını burjuva ve sanayi devrimlerinde görmek sanırım ortak noktalarımız arasında. Fakat bakışlarımızı bu klasik görüntünün daha da ardına çevirirsek sonuçları itibariyle uygarlığın ana rahmi olarak niteleyebileceğimiz çok daha odak bir noktayı görebiliriz: Tarım devrimi. Çok uzun zaman dilimlerine yayılarak gerçekleştirilen ve insanlık tarihinin geleceğini belirleyen bu deney aslında ilerleme tarihimizin de tüm insanlık tarihi içinde ufacık bir kısmı oluşturduğunu farketmemizi sağlıyor.

Amerikalı yazar Ronald Wright da yukarıda belirttiğim düşünceyi yansıtan bir başlığa sahip kitapla, İlerlemenin Kısa Tarihi’yle ufak bir dönemin dünümüzde ve yarınımızda ne sonuçlar doğurduğunu ya da doğuracağını anlatıyor. Wright’ın kitabı yalın, akıcı diliyle, “Teoriler şeklinde anlatılan onca şey aslında gayet basit bir şekilde anlatılabilir.” diyerek entelektüel sahtekarlıktan bahseden Naom Chomsky’nin sevebileceği bir kitap sanırım. Bu durum da arkeoloji, antropoloji, etnografya gibi bir çok bilim dalının alanına girebilecek konuları rahatça anlayabilmemizi sağlıyor şüphesiz.

Wright, “Teknoloji kültürümüz insanın ilerlemesini teknolojiyle ölçüyor: Yumruktan iyi sopadır, sopadan iyisi oktur, oktan iyisi kurşundur. Bu inanca ampirik gerekçelerle, bunlar işe yaradığı için geldik.” diyerek Hegel’in aydınlanma düşüncesinde eleştiridği ampirik zekanın insanın ilerleme tarihini asıl oluşturan etmenlerden biri olduğunu ve yalnızca rönesans sonrası dönemle sınırlı kalmadığını belirtiyor olabilir. Gene ampirik zekayla bulunmuş olması muhtemel tarımın yerleşimlere, sosyal yapılara başlangıç sağlaması, artı ürünün ve ticaretin doğması, ilk uygarlıkların oluşması gibi dolaylı sonuçları hatırlanırsa eğer doğa ve hatta insanın kendisi üzerindeki yıkımın ne zamandan beri devam ettiği kolayca anlaşılabilir.

Mezopotamya, Nil Havzası, Güney Amerika gibi birbirinden bağımsız bölgelerde ortaya çıkan uygarlıklara bakarsak eğer hepsinin tek bir ortak hedefe kilitlendiklerini hiç de zorlanmadan görürüz. Daha fazla ilerlemek ve daha fazla artı ürüne sahip olmak… Bu konuda Ronald Wright, “İlerlemeye duyduğumuz pratik inanç kemikleşip sertleşerek bir ideolojiye, tıpkı ilerlemenin kendisinin meydan okuduğu dinler gibi, itimatnamesindeki bazı kusurları görmeyen seküler bir dine dönüşmüştür.” diyor.

Postmodern bir söylem gibi görünse dahi Sümerler’den bu yana bunun hiç değişmeyen bir durum olduğunu hepimiz biliyoruz. İlerleme ideolojisinin bir patoloji haline gelmesi öz yıkımın kaçınılmaz olduğunu açıkça gösteriyor bize. Yaşar Çabuklu’nun aydınlanmaya atfen alıntılayarak söylediği şu sözler önümüzdeki dönemde de söylenmeye devam edecek gibi duruyor; “Ronty’ye göre Aydınlanma, mutlak bir düzeni amaçlayan araçsal bir akılcılığın yanı sıra kendi kendini yıkmaya yönelik  bir eğilimi de içinde barındırmaktadır.”

Yukarıdaki cümlelere benzer sözlerin önümüzdeki dönemlerde de söylenebileceği ihtimali var, fakat buna Ronald Wright’ın da içinde bulunduğu bir çok aydın inanmıyor. Çünkü önümüzdeki dönemlerin belki de hiç yaşanamayacağından bahsediyorlar. Dünyaca ünlü anarşist ve primitivist John Zerzan bu konuda çok emin. İlerlemenin kontrolden çıkmasına ve binlerce yıl önce verimli arazileri çöle çeviren kadim uygarlıkların dersini almayan bir toplumun doğayı yıkıma uğratması karşısında tek çarenin paleolitik çağa, avcı toplayıcı olduğumuz, sanatın, dilin ve sosyal yapıların olmadığı zamana dönmekten geçtiğine inanıyor. Bu noktada Ronald Wright şu cümleleriyle ayrılıyor Zerzan’dan: “Kayalar içindeki bir barınak yerine bir evde yaşamayı yeğlerim. Büyük binaları ve iyi kitapları severim. Kendimin bir şempanze olduğunu, dünyanın yuvarlak olduğunu, güneşin bir yıldız, yıldızların da güneşler olduğunu bilmekten, ‘kaos ve eski gece’yle binlerce yıllık mücadelenin sonunda zaten bilir hale geldiğimiz bu şeyleri bilmekten memnunum.”

Evet, çoğumuz sürdürülebilir, yaşanabilir teknoloji ve uygarlıktan memnunuz, fakat eğer bu saplantılı ilerleme fikrimizi kontrol altına almazsak Wright’ın deyimiyle doğanın şempanzeleri kısa süreliğine de olsa labaratuvarın başına geçirmenin saçma olduğuna ikna etmiş olacağız. Geldiğimiz, şuan olduğumuz yer ve gittiğimiz yönü bize en güzel anlatan G. K. Chesterton’ın sözüyle bitiriyorum yazımı:

“İnsan, ne olursa olsun bir istisnadır… İlahi varlığın gökten indiği doğru değilse, o zaman söyleyebileceğimiz tek şey vardır: Hayvanlardan biri tamamen kafayı üşütmüştür.”

0 yorum

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir